Reklam

Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Reklam
Denizli Vip Haber

Denizlili vekilden şok ifadeler “Milletin kanını yurt dışına sattılar”

Reklam
Denizlili vekilden şok ifadeler “Milletin kanını yurt dışına sattılar”

İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk Gelir İdaresi Başkanlığı ve Kamu İhale Kurumu bütçeleri üzerine yaptığı konuşmada yapılan ihaleler ile 25 milyon ünite kanın yurt dışına çıkarıldığını ortaya koydu. Öztürk, “Türk Milleti’nin kanını bile ihaleye çıkardınız. Bunu ne tarih, ne Türk Milleti unutacaktır” dedi. 

Öztürk konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Hep garanti ödemeli şehir hastanesi, köprü, otoban, havalimanı ihalelerinden bahsedecek değiliz. Size bu defa değişik bir ihaleden bahsetmek istiyorum, önem seviyesi hayati. Hikaye aynı; yerli ve milli üretim, garantili ihale ve iktidara yakın bir şirket. 2015 yılında Sağlık Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ve Kızılay arasında Yerli Plazmadan Plazma Ürünleri Üretilmesi Projesi konusunda bir protokol imzalandı.  Proje kapsamında Kızılay’ın topladığı ancak kullanılmayan kanlar hammadde olarak değerlenecek, sağlık alanında Türkiye’nin en önemli ithalat kalemlerinden olan kan ürünleri “millileşecekti”. Proje duyurulduktan sonra 18 firma üretime talip oldu. Kriterlerin açıklanmasından sonra da şartlar değiştirilerek sayı 2’ye düşürüldü. Ve ihale en iyi teklifi verdiği söylenen ancak ihale dokümanında en az beş yıllık ilaç üretim deneyimi olması gerektiği vurgulanmasına rağmen, bu sektörde hiçbir yatırımı ve deneyimi olmayan bir firmaya verildi. Firma proje ortaklarıyla iki ayrı sözleşme yaptı, SGK ile olan 12 yıllık sözleşme 2017’de, Kızılay’la olan sözleşme ise 2018 yılında imzalandı. Bir ürünün “yerli ve milli” olması için, bu ürünleri üretecek fabrikanın da Türkiye’de kurulu bulunması gerekmez mi? Hele hele böylesine önemli ve stratejik bir konuda. Ancak ihaleyi alan şirketin fabrikayı bırakın, Türkiye’de laboratuvarı bile yok ama şirketin Almanya’da kan ürünleri ithalatı yapan bir ortağı var. Yandaş firmamız ortağı aracılığıyla Kızılay’dan toplanan plazmaları yurt dışına deneme üretimi ve testlerin yapılacağı bu laboratuvarlara göndermeye başlıyor” dedi.

“Bu işte nasıl bir kamu yararı var?”  

Kanların Almanya’ya gönderilmesinin DNA bilgileri açısından risk taşıdığına işaret eden Öztürk, “İhalenin kime verildiği, nasıl verildiği tabii ki kamu yararı adına bir sıkıntı, ancak asıl sıkıntı kanımızın, DNA verilerimizin, genetik kodlarımızın bir yandaşı ihya etmek adına yurtdışına çıkarılması. Bu iktidarda işini yapmaya çalışan, alınlarından öpülecek müfettişlerimiz var. Bu durumu tespit edip uyarıyorlar, “Yerli bağışçıdan toplanacak plazmanın yanı sıra tam kan test tüplerinin de yurtdışı firmasına gönderildiği anlaşılmıştır. Kanların Almanya’ya gönderilmesi DNA bilgileri açısından risk yaratmaktadır”. Olan ne biliyor musunuz? Özellikle vatandaşımızın genetik, biyogüvenlik verileri zahmetsizce yabancı ülkelerin bilgisine sunuldu. Sözleşme süresi 5 yıl, sözleşmeye konu kan ünitesi yılda 5 milyon ünite. 25 milyon ünite kanın yurtdışına çıkarılması, Anadolu’daki insanımızın DNA profilini çıkarmak için fazlasıyla yeterlidir. Şimdi, milletimizin verdiği yetkiyle bu Genel Kurul’da konuşma hakkı bulunan bir milletvekili olarak soruyorum: Genetik haritalarımızın yabancı ülke kurum ve kuruluşlarının eline geçmesi, bize ait ve yaşamsal önemi olan biyolojik verilerin ifşa edilmesinde nasıl bir kamu yararı vardır? Rahmetli Osman Durmuş’un Oktar Babuna meselesi nedeniyle verdiği mücadele hala hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Yeni dünya düzeninde saldırı, savunma, korunma ve savaş stratejileri değişmiştir. 2 yıl önce Çin’de ortaya çıkan COVİD-19 hala bütün dünyayı etkisi altında tutmaya devam etmektedir. Virüsün genetik varyantlarının değişmesi nedeniyle bu salgının etkisinin ne kadar süreceğine ilişkin bir öngörüde dahi bulunulamamaktadır. Şu an dünyanın elindeki tek silah ve savunma sistemi aşıdır. Aşı bile varyantlara karşı etkisiz kalmaktadır. Böyle bir durumda genetik verilerimizin, biyolojik verilerimizin bizim dışımızdaki ülkelere açık hale getirilip ifşa edilmesi hangi akla sığar? Siz bu konuda hiç mi endişe taşımıyorsunuz?” şeklinde konuştu. 

  “FETÖ ne yapıyorsa onu yapmaya devam ediyorsunuz”

Sözlerine devam eden Öztürk, “FETÖ FETÖ diyorsunuz ya!!! Ankara Mamak’ta Adasel Vakfı adıyla çalışan bir genetik ve kök hücre merkezi vardı. Bu vakfın kurucusu ve yönetim kurulu üyeleri kimlerdi? Kuruluşunda yer alanlardan halen görevde olan ve/veya firari olanlar var mıdır? Birini ben söyleyeyim: Vakfın kuruluşundaki kişi FETÖ’den kaçak Tuncay Delibaş; FETÖ’nün doktoru… O tarihlerde kamu hastanelerinin laboratuvar işletmeleri bu adamın elindeydi. 15 Temmuz’da el konulduktan sonra bu merkezin adı Aziz Sancar Araştırma Merkezi olarak değiştirildi. Sadece adını temiz olan bir isme değiştirdiniz. İşlev aynı, FETÖ ne yapıyorsa onu yapmaya devam ediyorsunuz. FETÖ’nün bu kuruluşunun, vatandaşlarımızın kanlarından DNA dizi analizi, doku uyumluluk testleri ve benzeri kişisel ve tüm toplumun ortak hayatiyetine matuf biyolojik verileri topladığını biliyoruz. 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde bu merkezde toplanan verilerin herhangi bir haber alma teşkilatına ya da herhangi bir ülkenin misyonuna gönderilip, gönderilmediği konusu araştırılmış mıdır? Bu veriler, vatandaşlarımızı biyolojik bir taarruzun açık hedefi haline getirmektedir. Ülke savunması sadece Bütçeye savunma harcamalarına ayrılan ödeneği arttırmakla yapılmaz. Savunma, açık saldırılara karşı önlem almayı da gerektirir. Türk Milleti’nin kanını bile ihaleye çıkardınız… Bunu ne tarih, ne Türk Milleti unutacaktır” diyerek sözlerini noktaladı.

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ